Niçin Din Kült. ve Ahlak Bilgisi Dersi?

Günümüzde din dersi tartışmaları, onun okul içindeki yerinin yeniden belirlenmesini gerekli kılmıştır. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin okullarda, diğer derslerle eşit olarak yer alması ve bu yeri koruması için şu soruların sorulması ve onlara cevap verilmesi gerekmiştir:

1. Niçin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi?

2. Niçin okulda Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi?

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin, okulun öğretim teorisi içindeki yeri açısından da şu soruların üzerinde durulması gerekecektir:

1. Okulun, genel öğretimdeki amacına ulaşmasında Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi nasıl katkıda bulunabilir?

2. Bu katkı ne derecede gereklidir veya kaçınılmazdır?

  Okulun genel eğitimdeki amacına erişmesinde bulunacağı katkı ile ilgili olarak şunlar söylenmektedir:

“Okulun görevi, toplumun çok amaçlı özelliğini hiçe saymak, onu görmezlikten gelmek veya ideolojik olarak yıpratmak gibi uygulamalarla bağdaşamaz. Okul, dinî bir tavır da takınamaz. Zaten buna yetkili de değildir. Çok amaçlı toplumun okuluna uygun olan, ideolojik bir öğretim amacı değil, fakat öğrencilerin, gerçeğin bütünü ile karşılaşmasını hedef alıcı bir öğretimdir. Bu bütünlük içinde okul öğrencilere, İslâm dininin getirdiği dünya görüşünün temel ilkelerini tanıtmak, onlara gerçeğin dinî açıdan nasıl yorumlandığı konusunda bilgi vermek durumundadır. Okul, din ile ilgili sorular yokmuş gibi davranamaz. Din ile ilgili soruları kendiliğinden veya başka branşlar yoluyla da cevaplandıramaz. Toplum politikası açısından din dersi, okulda, dinin toplum içinde sahip olduğu yere uygun bir biçimde temsil edilmek durumundadır.” (Bilgin, 1998: 67-68)

İkinci soru, bu katkının ne derecede gerekli veya kaçınılmaz olduğu idi. Dinin genel eğitimdeki yeri ile, okulun böyle bir disiplini ihmal etmesi durumunda görevini tam olarak yapmamış sayılacağı konusunda altı boyut ileri sürülebilir. Bunlar aynı zamanda din eğitiminin de temelleri olup program bu açıdan ele alınmalıdır.

Antropolojik-İnsanî Temel: Din eğitimi ve öğretimini temellendirme çabasına insan varlığından başlamak isabetli olacaktır. Çünkü, sözü edilen eğitim insan içindir. Acaba insanın böyle bir eğitime ihtiyacı var mıdır? Meseleye eğitim kavramından hareketle yaklaşırsak şöyle bir tablo ile karşılaşırız: Hangi anlayışa dayanırsa dayansın, bütün eğitim sistem ve felsefelerinde eğitimden beklenen temel görevlerin başında, fertlerin bütün yeteneklerini ortaya çıkarıp geliştirmek ve temel duygu ve ihtiyaçlarını uyumlu bir şekilde doyurmak gelmektedir. Öte yandan, çağımızın eğitim ve okul teorileri, okulun ve eğitimin ana hedefleri arasında, özgürleştirme, kendini gerçekleştirme ve insan olma gibi hususlara öncelik tanımaktadır. Buradan hareketle din eğitiminin insanın önemli bir ihtiyacını karşılama ve bu sayede kendini gerçekleştirmesine yardımcı olma açısından gerekli olduğu kabul edilmektedir.

“Acaba din, insanın var oluş mücadelesinde gerekli bir güç ve araç mıdır? O değerli bir hayat serveti midir? Ya da din, dolayısıyla din öğretiminin, terk edilmesi hayatta büyük zararlara yol açmayacak önemsiz bir şey midir?” Bu sorulara verilecek cevaplar duruma ve kişiye göre değişir. Dinin, hayatla başa çıkabilmek için bir gereklilik olduğuna inanan birisi şöyle diyecektir: İnsanın, nasıl kendisini kardan, yağmurdan ve borandan koruyabilmek için bir çatıya ihtiyacı varsa, aynı şekilde bir dine ve o dini doğru bir şekilde öğretecek din öğretimine de ihtiyacı ve hakkı vardır.

Meseleye insan-din ilişkisi açısından yaklaştığımız zaman ise, insanın tabiatı gereği din ile sürekli bir ilgi ve ilişki içinde olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Bu gerçekten hareketle, insanın kendi hakkındaki sorularına; varlığının, hayatının anlamını arayan sorularına cevap bulmada dinin verilerini kullanmanın kaçınılmaz olduğunu söylemek gerekir. Bunlar, insanın fizik ötesi ile ilgili sorularıdır ve bunların en doyurucu cevabı dinden gelmektedir.

Antropoloji ve Psikoloji araştırmaları özellikle de Din Psikolojisi araştırmaları inanma ve din duygusunun, her insanda doğuştan var olduğunu ortaya koymuştur. Bu tespitlere göre, din duygusu insanda doğuştan getirilen ve hayata bağlı olarak devam eden bir yetenek ve ihtiyaçtır. Bir yetenektir; çünkü, her insan doğuştan, bir yüce varlığa inanma ve bağlanma kabiliyetine sahiptir. Bir ihtiyaçtır; çünkü, her insan doğuştan sahip olduğu bu yeteneğini kullanarak, inanma ile ilgili duygularını doyurma yollarını aramaktadır. Bu anlamda din ve inanma, insanın insan olma özelliklerindendir; âdeta insan varlığının olmazsa olmaz bir parçasıdır.

İnsanın bu duygusu hiçbir zaman yok olmaz; ancak eksik ve yanlış doyurulabilir. Asıl önemli nokta da burasıdır. Eğitim-öğretimden beklenen görev, bu eksik ve yanlış doyurulmaları önlemektir. Ayrıca, eğitim-öğretimde asıl olan, ferdin bedenî ve ruhî bütün yetenek ve ihtiyaçlarının sıra ile değil, birlikte ele alınması ve uyum içerisinde doyurulup geliştirilmesidir. Hâl böyle olunca, inanma gibi önemli bir duygu ve ihtiyacı, diğer duygu ve ihtiyaçların gerisinde bırakmak veya hiç görmezden gelmeye çalışmak doğru değildir. Din öğretiminden beklenen, kişilerin inanma ihtiyaçlarını, doğru bilgi, duygu ve becerilerle doyurmalarına yardımcı olmaktır.

Toplumsal Temel: Her şeyden önce insan toplumsal bir varlıktır. Eğitimden beklenen vazgeçilmez görevlerden birisi de yeni yetişen nesilleri toplumsallaştırmasıdır. Toplumsallaştırmayı, kısaca, bireylerin içinde yaşadıkları topluma uyumlarını sağlama şeklinde tanımlayabiliriz.

Toplumsal temel veya amaç, davranışlarımızla sorumlu veya davranışlarını tanımak durumunda olduğumuz toplumsal çevreye, İslâm ahlâkı yolu ile yaklaşabilmektir. Hangi görevde ve sosyal faaliyette bulunursak bulunalım, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinde bile davranışlarımıza yön veren inanışlarımızı karşılıklı tanımak ve onları hesaba katmak durumundayız. Bu bakımdan sadece kendi inandığımız dini değil, çevremizdeki dinleri, dinî anlayış ve yaşayış şekillerini de tanımak ve göz önünde bulundurmak durumundayız.

Kültürel Temel: Kültürel temel veya amaç, sahip bulunduğumuz kültürümüzü büyük ölçüde etkilemiş olan İslâm dinini, yetişmekte olan nesle tanıtmaktır. Edebiyatımızda, musikimizde, hatta niçin öyle değil de böyle hareket etmekte olduğumuzda ve konuşma biçimimizde, dinle ilgili motifler, sembolik ifadeler, çok yönlü izler vardır. Dini öğrenip bilmek, bütün bunları anlamak için kaçınılmazdır. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi, okullardaki Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Sosyoloji vb. derslerin işlenmesinde de yardımcıdır ve gereklidir. Tarih dersinde bir olayın yorumlanmasında, Türk Dili ve Edebiyatı dersinde bir fıkranın, bir şiirin anlaşılmasında din bilgilerine daima başvurulacaktır. Kültürün en önemli ögelerinden olan ve kültürümüzü bu kadar derinden etkilemiş olan İslâm dininin öğretimi yapılmazsa o zaman kültürümüzü anlamak zorlaşacaktır.

Evrensel Temel: Teknolojideki hızlı gelişmeler, iletişime ve haberleşmeye yansımış, bu da toplumları ve milletleri iç içe yaşar duruma getirmiştir. Küreselleşme ve dünyadaki gelişmelerin her ülkeyi anında etkisi altına alması, eğitim hayatını ve din eğitimini de etkilemiştir. Dünyadaki bu hızlı değişiklikler ülkemizde yaşanılan dinler hakkında da temel bilgilerin öğrenilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Bu, diğer toplumları anlayabilmek, onlarla anlaşabilmek, iyi ilişkiler kurabilmek, bu ilişkileri geliştirebilmek için, onların inançlarını, davranışlarını, kültürlerindeki farklılığın sebeplerini ve davranışlarına yön veren değerlerini yakından tanımayı gerektirir. Çünkü, diğer toplumların dinî ve ahlâkî yaşayışları hakkında bilgi sahibi olmak, onlarla kolay ilişki kurmayı sağlar.

Felsefî Temel: Her eğitim sisteminin yetiştirmek istediği bir “insan tipi” vardır. Bu istek, o eğitim sisteminin şekil ve muhtevasının belirlenmesinde önemli rol oynar. Biz buna millî eğitim politikası da diyebiliriz. Eğitim politikalarının belirlenmesinde ise, o milletin ve devletin sahip olduğu değerlerin rolü büyüktür. Millî Eğitimimizin temel amaçlarına bakıldığı zaman, yetiştirilmek istenilen insan tipine ulaşmada Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin oldukça büyük bir katkı sağlayacağını görebiliriz.

Hukukî Temel: Din öğretiminin hukukî temeli Tevhîd-i Tedrisat Kanunu’na dayanır. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin hukukî temelini de Anayasamızın 24. Maddesi oluşturmaktadır. Ayrıca uluslararası birçok antlaşmalar da din öğretiminin yapılmasının bir zorunluluk olduğunu açıkça ifade etmektedirler.

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin okulda yer almasının niçin gerekli olduğu ile ilgili yukarıda anlatılan temel gerekçelerden başka, bu dersin öğrencilerin eleştirel düşünme becerisine  de katkıda bulunacağı açıktır. Değişik felsefî görüşler ve ideolojiler, insanın varlığı, geleceği ve mutluluğu ile ilgili yorumlar getirirken, dinin getirdiği yorum, bir imkân olarak onların yanında yer alacak, onların da eleştiri konusu yapılabileceğini ortaya koyacaktır. Böylece gerçeğin henüz çözümlenmemiş olduğu, ona bakışların ve onu yorumlayışların tek yönlü olmadığı ortaya konularak, tartışma konusu yapılmakla yeni yetişenlerin ufku açılacak, onların da bu konuda düşünüp katkıda bulunabileceği belirtilmiş olacaktır.